Yüreğimin Çölü

Kategori : Berceste
Yazar : Berceste
25 Ağustos 2008

Götür beni küçük kız,
Serapların olmadığı,
Hayal meyal insanların kalmadığı,
Yüzlerin gerçeklerle yüzleştiği yere…

Götür beni küçük kız,
Develerin hörgücü kadar sağlam,
Güneşinin harareti kadar sarı,
Kıldan ince kılıçtan keskin,
Mânâlar ülkesine…

Götür beni küçük kız,
Tevazu ve Vakarla,
Çöl bakışınla cahillerin alaylarına,
“Size selam olsun!” dediğin yere…

Götür beni küçük kız,
Roman olsun gördüklerimiz…
Kum fırtınalarıyla körleşen,
Bırak kaybolsun,
Derûnumuzdaki heveslerimiz…

Elveda Küçük Kız…
Siyahi atının nallarına,
Toprağına vuruşuna…
Gözlerinin hatrına,
Efkârımın karanlığına,
Gecenin dipsizliğine ve Yüreğimin Çölüne…
Elveda!
Elveda Sana!


1 Yorum »

Kemanı Ağlatan Adam

Kategori : Derin, Müzik, Tanıtım, İnsan
Yazar : Berceste
18 Ağustos 2008

Farid Farjad (1938- ) İran asıllı keman virtüözü.

1938 İran doğumlu müzisyen. Tahran Üniversitesi’nde Klasik Müzik dalında master yaptı. Klasik Batı müziği üzerinde çalıştığı kadar ülkesinin folklorik müziği hakkında da birikim sahibidir.

Eserlerinde sadece keman ve piyano kullanır. Keman ile piyanonun müthiş harmonisinden oluşturduğu An-Roozha (O Günler) adlı 5 CD’den oluşan seri albümü vardır.

Eserleri hüzünlü bir hava estirir.

Kaynak


10 Yorum »

Anlayış Farklılığı

Kategori : Beyin Fırtınası, Farkındalık, İnsan
Yazar : Berceste
15 Ağustos 2008

by Canis Major

by Canis Major

Birkaç yüzyıl önce Papa bütün Yahudilerin Roma’yı terk etmeleri gerektiğine karar verir. Doğal olarak Yahudi toplumundan büyük bir tepki gelir. Bunun üzerine, Papa ile Yahudi toplumundan önde gelen birisiyle karşılıklı dini bir müzakere yapmalarını önerir. Yahudiler kazanırsa kalacaklar, Papa kazanırsa gidecekler. Yahudiler çaresiz kabul eder ve temsilci olarak Moiz’i seçerler…

Ancak Moiz’in Papa ile aynı dili konuşamaması nedeniyle müzakere de konuşmak yerine sadece işaret dilinin kullanılmasını teklif ederler. Papa kabul eder. Müzakere günü geldiğinde iki taraf karşılıklı yerlerini alırlar ve karşılıklı olarak bir süre bakıştıktan sonra Papa elini kaldırarak 3 parmağını gösterir. Buna karşılık Moiz tek parmağını kaldırır. Papa parmaklarını sallayarak başının etrafında çevirir. Moiz ise parmağıyla yeri işaret ederek oturduğu yeri gösterir. Papa yanındaki çantadan bir parça ekmek ve şarap çıkartınca Moiz de bir elma çıkartır. Bunun üzerine Papa ayağa kalkarak ‘Ben pes ediyorum, Yahudiler kalabilirler’ der.
Müzakere sonrasında Papa’nın etrafına toplanan kardinaller Papa’ya ne olduğunu sorduklarında Papa; Ben önce 3 parmağımı gösterip Kutsal Üçlüyü işaret ettim. Buna karşılık o bana tek parmağını gösterip her iki dinin de tek tanrıyı tanıdığını söyledi. Ben parmaklarımı sallayıp başımın etrafında çevirerek tanrının bizim etrafımızda olduğunu gösterdiğimde o da oturduğu yeri işaret ederek tanrının onların durduğu yerde de olduğunu işaret etti. Ben kutsal ekmek ve şarap çıkartıp tanrının bizim günahlarımızı bağışladığını göstermek istediğim zaman da hemen bir elma çıkartıp bana ilk günahı hatırlattı. Her şeye bir cevabı var. Ne yapabilirdim ki?’

Aynı sırada Yahudi cemaati de Moiz’in etrafını sarmış ona nasıl başardığını soruyorlardı. Moiz; ‘ Önce bana 3 parmağını gösterip 3 gün içinde burayı terk etmemizi istedi. Ben de ona bir tekimizin bile ayrılmayacağını söyledim. Sonra bütün şehrin Yahudilerden temizleneceğini söyledi. Ben de, hiç bir yere gitmeyip olduğumuz yerde kalacağımızı söyledim’ ‘Sonra ne oldu?’ diye kalabalık heyecanla sormuş. ‘Valla, sonrasını ben de pek anlamadım. Papa biraz hiddetlendi ve öğle yemeğini çıkarttı. Bunun üzerine ben de benimkini çıkarttım. Hepsi bu…’

İNSANLARIN NE KONUŞTUĞU DEĞİL NE ANLADIĞI ÖNEMLİDİR. YA SENİ ANLAYAN BİRİ İLE KONUŞ YA DA ANLAŞILMIYORSAN SUS Kİ, KONUŞTUĞUN KİŞİYE BİR DE KENDİNİ ANLATMAK ZORUNDA KALMAYASIN…


1 Yorum »

Terörist

Kategori : Yorumsuz
Yazar : Berceste
12 Ağustos 2008


by Ben Heine

İŞTE POTANSİYEL BİR TERÖRİST! NEDEN OLMASIN Kİ?!


7 Yorum »

bugünlerde…

Kategori : Berceste
Yazar : Berceste
8 Ağustos 2008

Photographed by Jeff Chrisler

bugünlerde…

düne dönmek, geçmişimle sarılmak istiyorum.
tertemiz çocukluğuma iç geçirerek bakıyorum.
kahpe gençliğin verdiği şuursuzluk zehrini içiyorum…

bugünlerde…

seni öldürdüm. yıktım kalelerini.
içeri girdim ve buldum seni. öldürdüm rengini…

bugünlerde…

kalleş çehrem,
burkulmayan kalbim,
inatlaşan nefsim,
masum bir çelişkiyle bakıyorum…
sorguluyorum…!

bugünlerde…

ağzımdan çıkan sözler,
deştiğim yürekler,
“neden?”li gözler…

bugünlerde…

kötülük ilk defa bu kadar yakın nefesime…
şeytan dur girme bedenime!
hani ilham veren meleklerim?
mahçup olduğum benliğim…
neredesin ey safiyetim?

hey yolcu! beni bırakıp nereye gidiyorsun?
el sallamıyor, bunu da mı çok görüyorsun?
güle güle öyleyse, yolun açık olsun…
gittiğin yerde mutluluk ve güzellikler seninle olsun…
en azından yüreğin acılarla değil, huzurla dolsun!

ardından bakıyorum…
ufuktaki trenin dumanları…
gözlerim dolu, kokusunu çekiyorum…
ben niye böyleyim bilmiyorum…

bildiğim birşey varsa…
varsa eğer bildiğim…
o da, gittiğin…

üzerimde duman kokusu…
güle güle…


4 Yorum »

Mümin ile Kafir

Kategori : Sinema, Tanıtım, İslâm
Yazar : Berceste
4 Ağustos 2008

Yönetmen :

Yücel Çakmaklı

Senaryo Yazarı : Bülent Oran

Süre : 75 dk.

İslamdaki itikat ve ibadete ait bazı meseleleri, dramatik bir anlatımla, karşılıklı dialog şeklinde işleyen bir film. Nezip Fazıl KISAKÜREK‘in eserinden gerçekleştirilen bu filmde, birbirine zıt görüşlü iki arkadaşın inançları gereği yaptıkları münazara ve birinin kaybettiği inancın peşine ikisinin birlikte düşmesi anlatılmaktadır. Bu arayışları, kaderin onları bir asansör kazasında ölümün askısına alıncaya kadar sürer.
Necip Fazıl Kısakürek’in “inanan inanmayan” adlı eserinden film haline getirilmiştir.

Filmi Azim Dağıtım‘dan temin edebilirsiniz.


1 Yorum »

Evde kaldınız…

Kategori : Berceste
Yazar : Berceste
31 Temmuz 2008


Dolmabahçe Sarayı’nın çay bahçesinde neşeli bir sohbet…

* * *

Ee… Anlat bakalım. Hayatın nasıl gidiyor?

Nasıl gitsin… Her şey bildiğin gibi.

Hâla sultansın demek… Bulamadın mı birini?

İyi bir insanım. Ama sanırım bunlar yetmiyor…

Çocuk masumluğunda ifadeler… Seni yaramaz seniii… Bulurum ben sana dünyalar güzeli bir prenses be… Merak etme…

Ya, gerçekten mi?

Bak… O dünyalar güzelinin dünyalar kırışıklığına kavuşması uzak değil. Senin asıl istediğin ne? Sen hele onu bir bana söyle… Gezip tozmak mı istiyorsun? Yoksa evlilik mi? Her şeyiyle ortak bir yaşam mı? Sofranı paylaşabileceğine inanıyor musun? Güveniyor musun kendine? Bir hayat söz konusu… Biliyorsun…

Ben her şeyiyle güzel bir eş istiyorum. Her hareketinde kendimi bulabileceğim… Hayatı onunla ikiye katlayabileceğim. Benim eksikliklerimi kendi güzelliğiyle kapatacak. Neşesi gönlümün pınarı, ağlaması dağlanmam olacak. İdealim olacak. Hayatımı ona adayacağım. Sadece o mutlu olsun diye yaşayacağım… Nasıl anlatsam ki sana…

Devam et…

Sorunlarımızı tatlılıkla çözebileceğim. Koynunda mistik masalları dinleyebileceğim. Her sabah güneşin doğumunu beraber seyredebileceğim… O gün kapalı da olsa güneş doğarmış gibi saf saf ufka bakıp “ ne kadar da salakça değil mi “ diyerek birlikte gülebileceğim. Akşam yemeklerini birlikte hazırlayıp, bulaşıkları inadına makinede yıkamayıp köpüklerin deterjan oranını birlikte deneyimleyebileceğim… Yetti mi?

Seni dinlemek keyif verici… Devam et…

Öyle genç olacak ki! Tamam dur… İçini demek istedim… Güzellerde yok niyetim, bir gülümsemeyle yerine gelir keyfim… Benim gibi yeri geldiğinde çılgın, yeri geldiğinde sade… Kafama esip dünyayı turlayacağım dediğimde benimle gelebilecek…
Uzattım ama asıl istediğim… Asıl istediğim, kendisiyle keyifli bir hayat yaşayabileceğim bir insanla olmak istiyorum…

Merak etme inşallah olacaksın. Tabii herkes böyle değil. Her şeyin yeri ve zamanı var bunu unutma. Balık tutmaya benzemez bu. Bir ömür birliktelik kolay değildir. İnsan kıymetini bilirse evliliğiyle daha da olgunlaşır. Tekamül eder… Her şey o sihirli sözcükte saklı. “Anlayış”. Bu oldukça kendi ördüğün setleri yıkmaya başlarsın. Egon değil eşin konuşmaya başlar. Adı üstünde eşindir. Parçandır. Odağındır.
Eş deyince “çocuğumun annesi” veya “babası” olarak algılıyor bu toplum. Halbuki bu kadar sınırlı değil. O senin arkadaşın. Dert ortağın. Yaşam koçun… Öğretmenin…

Dediğin gibi… Şunu da iyi biliyorum -ki bu tecrübemle sabittir- , “Kendini kimseye sevdiremezsin fakat sevilebilecek biri olabilirsin.”

Zorları bizler oluşturuyoruz. Halbuki zor olan bir şey yok. Sadece espiri yap. Üzerine hesaplamalar yapmak yerine inceliği öğren.

İncelik nasıl öğrenilir peki?

Kalın olduğunu anlayarak…

Dur bir dakika nereye gidiyorsun? Bunu biraz açar mısın? Kaçma hemen!

Sonra görüşürüz! Benden bugünlük bu kadar… Hey! Ayrıca unutma “Hayat çok güzel.”

* * *

İki genç -biri sahilde çayını gevrek gevrek gülümser bir halde yudumluyor, diğeri evleneceği kişiyi görmek için acele ediyor- yıllar sonra “İyi ki görüşmüşüz” diyecekleri bugün için şükrediyorlar…

* * *

Sevginin gerçek manasını dünyada nesli tükenmekte olan pek az insan biliyor. Hatta bir araştırmaya göre dünyada sevginin bittiği iddia ediliyor. Bu yüzden de yerini flörtler, kaçamaklar, bunalımlı ayrılıklar alıyor…

Menfaatsiz, yürekten sevebilmek dileğiyle…


3 Yorum »

Yolcu

Kategori : Berceste
Yazar : Berceste
29 Temmuz 2008



Yolcu?

Evet?

Haydi kalk gidiyoruz…

Nereye?

Sorma… Sadece gel benimle…

Dur! Eşyalarımı hazırlamadım nereye böyle?

Geliyorsun!!!!!!!!

* * *

Neredeyim?

Geçmişini izlemektesin.

Adım ne benim?

Yolcu.

Yolcu mu? Dünyada başka isimle çağırıyorlardı sanki?

Hayır. Gerçek adın “Yolcu”ydu. Bu, senin gerçek adın…

Bu ne? Film mi seyrettireceksiniz bana? Neler oluyor?

Geçmişini seyreyle…

* * *

Burada anneme bağırıyorum.

Evet.

Ama nasıl olur? Neden bağırayım ki? Annemi çok severim ben…

Senin gibi akıl edemediğini ve seni rahat bırakmasını söylüyorsun.

Ama?!?! O benim annem!

Evet.

. . .

* * *

Aa! Bizim Ekrem… En iyi dostumdu!

Hayır.

Nasıl hayır? En iyi dostumdu o benim!

Çok sık maça giderdiniz.

Evet.

Gecelerde keyif sürerdiniz…

Evet?

Şarap ve kadındı asıl meseleniz…

* * *

Durun! Bu O! Bu O!

Evet. Sevgili eşin(!)

Beni hiç sevmedi… Benden nefret etti!

Sence ne yapmalıydı?

Benimkisi bir bakıştı sadece…

Bakışını çevirmenle emrolunduğun halde mi?

Sadece bir bakış…

Sonra el, yüz, dudak… Gerisini sen “Sana” bırak…

Utanıyorum.

Utan!

Karım…!
* * *

Sonum geldi öyle değil mi?

Hayır.

Ama bunca cürümü işlerken!

Uyan…

* * *

Genç adam yatağından kalktığı gibi huzurevindeki annesine koştu. Helallik istedi.

Oradan doğruca Ekrem’e giderek dostluklarını bundan böyle daha anlamlı temeller üzerine inşa etmelerini söyledi.

Döndüğünde yorgun fakat bir o kadar da keyifli bir halde aldığı mis kokulu papatyaları eşine takdim etti… Bakışlarını sadece ona hapsedeceğine söz vererek…


3 Yorum »

Lütfen…

Kategori : Berceste
Yazar : Berceste
24 Temmuz 2008



Lütfen…

Ben, kolu çizildiğinde kanı akan,
Ben, aç kaldığında somun ekmeğe razı olan biriyim…Bir gözüm yeşil diğeri mavi de olsa farklı değilim senden…

Siyahsam bunu ben mi istedim? Beyazım senden daha mı ak?

Lütfen…

Silme beni bu dünyadan… Yaşamaya ihtiyacım var…
Evet yaşamak. Yaşamak istiyorum. Senin yaşamayı istediğin kadar…

Ben de içmek istiyorum o tatlı şurubu… Kızıl ellerin, kızamık ellerime değer bir halde içelim onu…

Lütfen…

Kediye duyduğun merhameti bana da göster…
Birbirlerini öldüren tek türün insan olmadığını söyle bana… İnanmak istiyorum gökyüzünün bombalarla değil kuşlarla süslü olduğu bir dünyaya!

Lütfen…

Hüzünlerimi alma benden. Gözyaşlarım insanlığımı hatırlatsın…
Gülünce küçük dilimi görmeni istiyorum… Herkes gibi gülebildiğimi kanıtlamak ve sana … Evet sana kendimi kanıtlamak istiyorum…

Lütfen…

Ne sen Leylasın, ne de ben Mecnun… Sen ayrı bir iklimsin, ben ötelerdeki bir okyanus…
Kimliklerimiz ayrı…  Kabullen. Acın benim acım, tadın benim tadım… Fakat ben sen olamam… Kabullen artık…

Lütfen…

Arkadaşlık, arka-daşlıksa… Hani nerede benim arkamı kollayanlar? Doğum günü pastasının neşeli arkadaşları… Neredesiniz? Arka-daşlığı anlatın… Bildiklerimi unutturun bana…

Lütfen…

İletişimin, salt konuşmamız anlamına gelmediğini öğret bana… Dursam da sessizce yanında, anlıyorum seni… Anlıyorum sessizliğini…

Lütfen…

Kimseyi hakir görmemeyi anlatsana bana… Ne duruyorsun?! Selam verdiğimde bir çöpçüye, yadırgamıştın beni… Bunu anlamadın… Peki anlatsana… Neyi mi? Elbette diplomalı kuş beyinlileri! Kitap yüklü merkepleri! Anlat! Dirsek çürütüpte yıllarca sıralarda, beynini yosunlu, pis denizlerde bırakıp gelenleri!

Lütfen…

Anla beni artık. Bu yol uzun. İnce de olsa yürüyorum… Aşık Veysel gibi olmasa da yürüdüğümü biliyorum. Elbet sonum bir gün gelecek… Elbet öleceğim. Rabbime döneceğim. Ve “Günahlarımla geldim” diyebilmeyi ümit edeceğim…

Zannım üzereysen ya Rab! Senin istediğin gibi biri olamasam da zannım üzeresin…
Sui-zan yapamayacağım tek varlık Sensin ey Rab! Sen… Sen! SEN!!!

Lütfen Ya Rab… Her zaman tek gücün, tek otoritenin, sığınabileceğim en güvenilir, en huzurlu kalenin Sen olduğunu hatırlat bana…

Dönüşüm yalnız Sana ise, tertemiz, bir bebecik kadar masum ve günahsız olarak, huzurunda alnım ak ve onurlu bir hal ile tekrardan halket beni…

Ey Rab! Ey Dünyadaki En Büyük Öğretmenim!
Sensin beni eğiten. Fazla aktığında musluğu kıstıran etken!
Anneme babama tatlı söz söyleten!
“Ayrı gayrı değil birlik olun!” diyerek birliğimizden elbet büyük bir gücün doğacağını vadeden…

Lütfen… Lütfen…
Sözlerin en latifkârı…
Ey Sultan…

Görüyorsun ya… Yazı akıyor da sonu Sana varıyor…

Yaşamak hem acı hem de mutluluk veriyor…

Hakkını vererek yaşamayı ve yaşatmayı lütfet… Lütfen, lütfet…

Lütfen………


3 Yorum »

Seherde Bir Bağa Girdim

Kategori : Müzik, İnsan
Yazar : Berceste
22 Temmuz 2008

Fotoğraf : Asil TÜRK

SEHERDE BİR BAĞA GİRDİM

Seherde bir bağa girdim  
Ne bağ duydu ne bağbancı  
El sundum güllerim derdim  
Ne bağ duydu ne bağbancı 

Bağın kapusunu açtım  
Sandım ki cennete düştüm  
Yar ile tenha buluştum  
Ne bağ duydu ne bağbancı  

Seherin bülbülü öttü  
Öttü de murada yetti  
Teslim Abdal yükün tuttu  
Ne bağ duydu ne bağbancı  

Teslim Abdal / RUHİ SU


Yorum Yok »

WP Tema & Icons: N.Design Studio & Türkçe: t'infection.com
Yazılar RSS Yorumlar RSS Log in
Kapat
E-posta ile paylaş