Uzaklara gitme psikolojisi

Kategori adı: Düşünce Bahçesi

8 Şub 2010

ben buraya aitim diyemeyenler için iyi bir çözüm bulunmuş bir zamanlar.
etrafındaki dokulara dokunamadığı için yalnız kalmış insanoğlu ve reçetesini yazmış: uzaklara git

beklentiye girmemesi gerektiği halde girip de bu hayat girdabına, her beyni daraldığında alıp başını uzaklara çekilmek, yollarda kaybolmak, telefonunu ve hatıralık eşyalarını tarlanın ortasına fırlatmak fantastik gelmiştir çoğu zaman insanoğluna…

halbuki bilinseki gidilen yollar içindeki yalnızlığı gidermeyecek… sorunları çözmeyecek… sadece yine gelip sorunları çözünceye kadar bir süre askıda kalacak…

ama o hep içte var olacak…

gitmek gerekli midir peki, nedir bize bu kadar gitmeyi mazur gördüren?
arkadaşlarımız mı, ebeveynlerimiz mi, işsizliğimiz mi, bir sevenimizin olmayışı mı… sorun nedir?

herkesin üzerimize geldiğini sandığımız psikoloji mi yoksa altta yatan neden… Yazının devamını okumak için tıklayın »

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı ögrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladim sevdiklerimi. ..
Ağladım. Yaşamayı ögrendim.
Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an oldugunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar oldugunu ögrendim….
Zamanı ögrendim. Yarıştım onunla…
Zamanla yarışılmayacagını, zamanla barışılacağını, zamanla ögrendim…
Insanı ögrendim. Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler oldugunu…
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulundugunu ögrendim. Yazının devamını okumak için tıklayın »

Tutunamayanlar

Kategori adı: Düşünce Bahçesi

19 Oca 2010

Tükenmişler, bitkinler. Toz duman arasında hayat sürenler. Çöplüklerden geçinenler. Sabahlara kadar sıcak bir barınak bulabilmek için gecesini gecesine katanlar…

Bunlar fizikî tutunamayanlar…

Bir de gelin görün ki zihnî tutunamayanlar var… Benim gibi, birçoğumuz gibi…

İş-güç-okul derken kendi hayatını kaybedenler. Ellerinde olan ama aynı zamanda ellerinden akıp giden hayatı göz göre göre kaybedenler…

Bahaneler belli; meşguliyetler.

Halbuki ansızın gelir ki ölüm meşguliyeti, o zaman alternatif bulamazsın ölüme.

Aslında haklıyız bir yerde…

Sıcacık evinizden buz gibi bir dünyaya çıkıyorsunuz. Yabana atılıyorsunuz. Her adımınızda hayatın sizi sizden alan yönünün benliğinize nüfuz ettiğini “çaktırmadan” farkediyorsunuz… Yazının devamını okumak için tıklayın »

Merhabalar,

Öncelikle gelen arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Bugün benim için oldukça yorucu bir gündü. Buna rağmen ayakta kalmaya çalıştım. Bir yandan da düşünmeye çalıştığım için iyice yoruldu bedenim.

Anladım ki düşünmek, hele ki ilk defa yoğun olarak düşünüyorsanız yoruluyorsunuz bunu fark ettim.

Din konusunun ikinci görüşmesinde aramızda yeni arkadaşlar olduğundan dolayı geçen haftanın bir tekrarını yaptık.

Sonra asıl meselemiz olan Kuran’ın ilk ayeti olan “Yaratan Rabbinin adıyla oku” sözünü düşündük.

Anladık ki bu sözü anlamak için surenin devamını okumak gerekiyor.

Veya hayattan, günümüzden bir örnekle, sıkıntılarımızla bu ayetleri bağlamamız gerekiyor ki tam olarak anlayabilelim.

Aslında mesajın açık ve net olduğu ortadaydı. Ne var ki bizlerin zihinleri çöplüklere dönüşmüş… Herkes bir fikir koymuş akılcağızımıza. Koy babam koy!

Velhasıl…

4,5 saatlik süre içinde tek bir ayet üzerinde yoğunlaştık. Tıkandığımız yerler oldu. Çözümlemeye çalışırken daha da boğulduğumuz anlar oldu…

Ancak tüm bunlara rağmen -herhalde zihnimizin sınırlarını zorladığımız için olsa gerek- içime yeni düşünceler doğdu.

Düşünce düşünceyi doğurdu. Her öne sürülen fikir beyinlerde yankı uyandırdı. Yazının devamını okumak için tıklayın »

Yazıyorum anadın mı :D

awarenessHiç üzülme, hiç yorulma, hiç koşma.

Hep mutlu ol, her şey önüne gelsin.

Budur bizim hayattan beklediklerimiz. Hani şu durmadan kendisine adlar taktığımız “hayat”tan…

Hayat ya zor ya da kolaydır bizler için. Hayat ya acımasız ya da çok heyecanlıdır…

Elimizden geleni yapmışızdır. Her imkâna başvurmuş ama ne yazık ki başarılı olamamışızdır. Sonuç: Hayat çok zor!

Peki öyle midir sahiden? Hayat diye bahsettiğimiz varlık gerçekte nedir?

Ya hayat = görme yeteneği ise?

Ya hayat dediğimiz aslında aynadaki ben ise?

Ya her şey kafatasımızın içerisine sığdırılmış olan beynimizdeyse? Yazının devamını okumak için tıklayın »

Zaman?

Kategori adı: Düşünce Bahçesi

27 Tem 2009

zamanSabah kalktığınız an ile akşam yattığınız an arasındaki fark nedir?
Fark, birinin aydınlık, diğerinin karanlık olmasında mıdır?

24 Saat = 1.440 dakika = 86.400 saniye = 5.184.000 salise

midir Zaman?

Yapılan bir deneyde, araştırmacılar deneği bir odaya sokarlar. Bu odada bir tane pencere bir tane de saat bulunmaktadır. Başka hiçbir nesne odada mevcut değildir.

Deney, araştırmacıların ileri teknolojilerle hazırladıkları bir stüdyoda yapılmaktadır. Stüdyo’da güneş ışınına çok yakın bir ışık kullanılmakta ve bu ışıklar belli sürelerde deneğin penceresine yansıtılmaktadır.

Denek odada yalnızdır ve beklemektedir. Bir müddet saati kontrol eder. Bu süre içerisinde saatte olağandışı bir şey olmaz. Denek odağını değiştirir. Kendisiyle ilgilenmeye başlar. İşte tam bu sırada araştırmacılar saatin yelkovanını ileriye alırlar. Böyle böyle derken denek saatle hiç ilgilenmediği için saat olduğu durumdan daha hızlı ilerlemeye başlar. Ne zaman denek saate baksa saat olduğu moda geri döndürülür.

Yine belli bir süre geçer ve stüdyo ışıkları odadan içeriye yansıtılır. Denek sabah olduğunu fark eder. (Not: Denek stüdyoda olduğunu bilmemektedir. Ayrıca deney gece yapılmaktadır.)

Bu iki defa tekrarlanır. Sonunda deneğe odadan çıkması istenir. Ve sorulur: Yazının devamını okumak için tıklayın »

Hşşt! Pısırık!

Kategori adı: Eski yazılarımdan

22 Tem 2009

shy_boyMerhaba.

Pısırıklığın,
Sözlük anlamı : Tutuk, sünepe, aşırı çekingen, yüreksiz ve beceriksiz, girgin karşıtı.

Bizdeki anlamı : Haksızlıklara karşı ses çıkarmamak… Sus! yoksa konuşursan herkesin önünde rezil olursun!

Bu davranış genelde “başkaları ne der?” düşüncesinin bir tezahürüdür.

Hastalığın çıkış yeri :
Beyin.

Hastalığın görüldüğü yerler :

  • Otobüs, tramvay gibi toplu taşıma araçlarında sıklıkla görülen ahlâksızlıklara ve ahlâksızlara (bir züppenin, dişisine elinden kaçıyormuşçasına sarılmasını, sokak ortasında sevişecek dereceye gelmiş şehvetperestleri örnek verebiliriz) seyirci kalınan,
  • Yine bu gibi, insanların yoğunluklu olarak bir arada bulunduğu ortamlarda ağzında sakız çiğnermiş gibi küfredip duranlara, sanatsal değeri olan bir konuşmaymış gibi dinleyip ses çıkarılmayan,
  • Kavga eden kişileri ayırma konusunda herkesin önce uzun uzun düşünüp, ayırsam mı ayırmasam mı? Kimse de müdahale etmiyor, ben de etmeyeyim bari diyerek bir süre aksiyon filmi seyredilen (ta ki bir cengaverin çıkıp da bu şahısları ayırma teşebbüsüne bulunana kadar…),
  • Eşini ulu orta yerde dövüp, bir yandan da hakaretler eden, onun da bir insan olduğunu unutan adamsılara bön bön bakıp “karı koca arasında olur böyle şeyler, aile arasına da girilmez ki canım” gibi bir düşünceyi evrensel bir öğreti sanarak hiiiç karışılmayan v.b. durumların,

yaşandığı yerlerde görülür.

* * *

Biz, başkalarının etki alanındayız. Temelde özgür olduğumuzu unutup, başkalarının “ne der?” ine, eleştirilerine, kötü bakışlarına, arkamızdan dedikodu yapmalarına hedef olmaktan korkuyoruz. Bu durumu aşmanın yolu ise üzerine giderek çözmekten ve temelde insanın nasıl bir canlı olduğunu bilmekten geçiyor. Yazının devamını okumak için tıklayın »

Anla artık

Kategori adı: Düşünce Bahçesi

30 Haz 2009

died

Üzüldüğün, kahrettiğin, hayat enerjini tüketen ne varsa bunları da al yanına doğruca bir kabristana git.

Bir kuyu kaz derininden. İçine uzan ve başını sağa yasla ve akşamı bekle, sonra geceyi… Sakın çıkma o mezardan, sakın kaçma!

O mezardayken yanında getirdiklerini tekrar bir düşün. Üzerinde gezinen böcek, kurtcuk v.s. haşeratlara sakın müdahale etme!

Huylansan da kıpırdama yerinden ve…
Düşün!
Kör bir şekilde yaşadığını…
İçinde yattığın mezarın bir gün evin olacağını, belki de şimdi! Kim bilir?!

Üzerine topraklar döküldüğü zaman, sonsuza giden bu yolda o seni sevdiklerini söyleyenlerin yanında olmayacağını bir düşün istersen!

Düşün ve anla artık!

Öleceğin gün, öleceğin zamana ramak kala hangi gereksizlerin peşinden koştuğunu, hangi batasıca makamlar için düşler kurduğunu, bu hayata bir kez geldim, o da eğlenmeye! demenin tamamen birer yalandan ibaret olduğunu GEÇ OLMADAN ANLA ARTIK!

Sen sen ol sevgili dostum, boş, bayağı ve hayatına değer katmayan “şey”lerin peşinden gitme!

Kendi sonsuzluk yolculuğunda sana katma değer katacak “şey”lerle birlikte ol!

Çünkü ancak o “şey”ler uçsuz bucaksız hayatında senin için bir anlam ifade edecek!

Durduramadığın, ileri veya geri alamadığın o ölüm vakti gelmeden…

Ölüm gelmeden…

Blog Hakkında

- Gündelik hayatta akıllarda soru işareti bırakan yorumsuz olaylara yorum katma,

- Ön yargılardan kurtulup temiz akıl sahiplerinden olma,

- Lafazanlık etmeden az ama öz konuşma çabaları bu blogun ana fikrini oluşturuyor…

  • Abdullah: yazı çok güzel anlamlı ama keşke okuduktan sonra bişey yapabilsek esas sorun bu. en azından [...]
  • KainatYolcusu: Eyvallahülazim :) Enfes yorumun için çok teşekkürler dostum... [...]
  • Ahmet: Kişiliği inşa etme yolu, "İnsandaki çok güçlü ilkel istekler, ihtiraslar, bu istek ve d [...]
  • delikadir: s.a. kainatyolcusu, mükemmel bir yazıydı okuduğum... biraz sonra pazara çıkacağım ve dedik [...]
  • delikadir: sevgili yoldaşım kainat yolcusu, tüm yazdıklarının altına imzamı koyuyorum, seninle aynı y [...]